FİTRE ZEKÂTI

Her hür Müslüman’ın; borcundan, giyiminden, barınacağı yerden, evi için gerekli olan eşyalardan, atından, hizmet için olan kölelerinden ve ailesi için gerekli olan ihtiyaçlardan, zekât nisâbından fazla malı olup, Ramadân bayramının fecrine ulaşmış ise, fitre zekâtı vermesi farzdır. Kendisi, küçük veya deli olan fakir çocukları ve kâfir de olsa hizmetle görevli olan kölelerinin her biri için yarım sa’ buğday, ya da bir sa’ hurma, kuru üzüm veya arpa vermesi farzdır. Bunların yerine para da verilebilir.

Fitre zekâtı verirken, fazlasıyla verilecekse, şöyle demek uygundur: “Bu benim (benim ve çocuklarımın) fitre zekâtıdır. Fazlalık olanı da sana sadaka olarak veriyorum.” Böylelikle hem fitre zekâtının, hem de sadakanın sevâbı elde edilmiş olur.

Allâh’ın emirlerini, O’nun emrettiği gibi yerine getirmek gerekir. Nasıl ki beş vakit farz namaza altıncı bir vakit eklemek yanlış sayılıp, sevâb kazândırmıyorsa; fitre zekâtından fazla olanı da zekât olarak vermenin sevâbı yoktur. Ancak fazlalık, sadaka olarak verilirse sevâbı olur.

Fitre zekâtını vermek için en hayırlı vakit, bayram namazı öncesidir. Fakat Ramadân ayının herhangi bir gününde de fitre zekâtı verilebilir. Mâzereti olmadan, bayram günü güneşin batışından sonraya bırakmak harâmdır. Ancak fitre zekâtı verilmediyse, farziyetin düşmesi için bayramdan sonraya kalsa dâhi verilmesi farzdır. Bayram gününden önce vermek câizdir.

Bir kimseye zekât farz ise, zekâtını Allâh’ın emrettiği gibi ve geciktirmeden vermesi gerekir. Zekâtın geciktirilerek verilmesi ile her ne kadar farziyet kalksa da, dînî bir mâzeret yok ise büyük günâha düşülmüştür.

Bazı Müslümanlar; malları nisâb miktârına ulaşıp üzerinden 1 hicrî yıl geçmesine rağmen (ki bu durumda zekât farz olur), maalesef zekât vermek için Ramadân ayının gelmesini beklemektedirler. Bu şekilde hareket etmek (eğer dini bir mazeret yok ise) büyük günâha düşürür.

Ticâretle uğraşanın malı üzerinden bir hicrî yıl geçtikten sonra, ticâret için olan bu malı toptan satarsa, karşılığında alacağı parayı hesaplayıp, bunun onda birinin çeyreğini (yâni kırkta birini veya yüzde iki buçuğunu) zekât olarak vermesi gerekir.

Zekâtı çıkarırken, yani çıkaracağı şeyi ayırırken niyet etmek bütün zekât çeşitlerinde farzdır.

Zekât Kimlere Verilir?

Zekât şu sekiz sınıf insana verilir:

Fakire

Miskine

Halîfe tarafından zekât toplamak için görevlendirilen kimseye

İslâm’a yeni girene

Hürriyetini satın alabilmek için efendisiyle anlaşma yapmış köleye;

Borcundan fazla olarak, nisap miktarı mala sahip olmayan borçlulara

Allâh yolunda gönüllü olarak cihâd yapanlara

Yolda kalıp, gideceği yere varmak için elinde bir şeyi kalmamış olanlara

Bunlardan başkasına zekât vermek ne câizdir, ne de geçerlidir. Zekât, bu sekiz sınıf insandan birine veya birkaçına verilebilir.

Mescid, hastane veya okul için fitre zekâtı, ya da başka zekât verilmez. Zekâtı bu tür yerler için vermek harâmdır. Ayrıca bu durumda zekâtın farziyeti de kalkmamış olur.

Peygamber Efendimiz ﷺ zekât için şöyle demiştir:

لَيْسَ‭ ‬فِيهَا‭ ‬حَقٌّ‭ ‬لِغَنِيٍّ‭ ‬وَلَا‭ ‬لِقَوِيٍّ‭ ‬مُكْتَسِبٍ

Anlamı: “Zekâtta, zenginin ve (çalışıp) kazanabilecek güce sahip olanın hakkı yoktur.”

Câmi ve hastanelerden, fakirlerin yanı sıra zenginlerde faydalandıkları için, bu yerlere zekât verenler Peygamber Efendimiz’in ﷺ Hadîs-i Şerîf’inde geçen “Zenginin hakkı yoktur.” manasındaki sözüne göre doğru amel etmemiş sayılırlar.

Zâten zekâtın verilmesinden maksat fakirleri desteklemektir; zenginleri desteklemek değildir. Peygamber Efendimiz ﷺ, meşhur olan başka bir Hadîs-i Şerîf’inde de şöyle buyuruyor:

تُؤْخَذُ‭ ‬مِنْ‭ ‬أَغْنِيَائِهِمْ‭ ‬وَتُرَدُّ‭ ‬عَلَى‭ ‬فُقَرَائِهِمْ

Anlamı: “Zekât, Müslümanlar’ın zengin olanlarından alınıp fakir olanlarına verilir.”

Zekât malını, dağıtması için rastgele şahıslara vermek câiz değildir. Zekât malını şahsın kendisi dağıtmayacaksa, bunun nereye dağıtılması gerektiğini bilen ve Allâh’tan korkan kimseye vermesi gerekir. Yoksa zekât, hak eden insanların eline değil de, başkalarının eline geçer.

Zekâtı bir şehirden başka şehre göndermek mekrûhtur. Ancak muhtaç olan akrabalara, ya da yaşadığı yerdekilerden çok daha muhtaç olanlara göndermek mekrûh değildir.

İbret Verici Olaylar: 

Afrika’nın Herar bölgesinin bir yerinde fakir olan bir grup insan, ekin eken çiftçilerin ambarlarına gelip, zekât istemişler. Çiftçiler onlara bir şey verme niyetinde olmayıp, oyalamak için: “Yarın tarlayı biçtikten sonra, elde ettiğimiz mahsulü size vereceğiz.” derler. Sabah olmadan, yer ikiye bölünür ve çiftçilerin mahsulünü yutar. Onlar eğer sözlerinde samimi olsaydılar, bu belâ onların başına gelmezdi. Tam tersine Hadîs-i Şerîf’in manasında bildirildiği gibi: “Allâh, zekât veren insanın malını bereketli kılar.”

Bir adam da tarlasından elde ettiği mahsulü üçe bölüyormuş: Bir kısmını zekâta, bir kısmını ailesine ve üçüncü kısmı da ekin ekmek için ayırırmış. Bu adam günün birinde bir buluttan “Filanca kimsenin tarlasını sula” diye, bir Meleğin sesini işitir. Bulut, etrafında bulunan tarlaların hiç birini sulamadan, sâdece bu adamın tarlasını sulamıştır.